Farzı kifaye ne demek din kültürü ?

Kadir

New member
Farz-ı Kifaye Ne Demek? Din Kültüründe Anlamı, Örnekleri ve Günlük Hayattaki Karşılığı

Bir din kültürü dersinde “farz-ı kifaye” kavramıyla ilk karşılaştığımda, açıkçası “Farz ise neden herkes yapmak zorunda değil?” sorusu akla geliyor. Çünkü “farz” kelimesi günlük kullanımda doğrudan “kesinlikle yapılması gereken görev” anlamını çağrıştırıyor. Fakat İslam hukukunda farzların kendi içinde farklı sorumluluk biçimleri bulunuyor. Farz-ı ayn kişinin bizzat yerine getirmesi gereken görevken, farz-ı kifaye toplumun ortak sorumluluğuna işaret ediyor.

Bu ayrım yalnızca teorik bir fıkıh konusu değil. Cenaze işlemlerinden dinî ilimlerin öğrenilmesine, toplumsal ihtiyaçların karşılanmasından uzmanlık gerektiren bazı alanlara kadar uzanan bir düşünce biçiminden söz ediyoruz. Üstelik konuya dikkatli bakıldığında “Toplumda herkes aynı işi yapmak zorunda mı, yoksa bazı insanların belirli görevleri üstlenmesi toplumun tamamı için yeterli midir?” sorusuna da cevap veriyor.

Farz-ı Kifaye Kısaca Ne Anlama Gelir?

TDV İslâm Ansiklopedisi'nde “farz”, dinin mükelleften yapılmasını kesin ve bağlayıcı biçimde istediği fiil olarak açıklanıyor. Farz-ı kifaye ise bu yükümlülüğün toplum düzeyinde gerçekleşmesiyle ilgili bir kavramdır. TDV İslâm Ansiklopedisi

En kolay ifadeyle şöyle düşünebiliriz:

Farz-ı ayn: “Bunu senin yapman gerekiyor.”

Farz-ı kifaye: “Bu görevin toplumda yerine getirilmesi gerekiyor; yeterli sayıda kişi yerine getirirse diğerlerinden sorumluluk kalkıyor.”

Buradaki önemli nokta, farz-ı kifayenin “önemsiz” veya “isteğe bağlı” bir görev olmadığıdır. Tam tersine, toplumun ihtiyaç duyduğu bir görevin ortada bırakılmaması amaçlanır.

Örneğin bir Müslüman vefat ettiğinde cenazenin yıkanması, kefenlenmesi ve cenaze namazının kılınması gibi görevler Müslüman toplumun sorumluluğu kapsamında değerlendirilir. Diyanet Din İşleri Yüksek Kurulu, cenaze namazının farz-ı kifaye olduğunu ve bir Müslümanın bu namazı kılmasıyla diğer Müslümanların üzerinden bu yükümlülüğün kalkacağını açıkça belirtmektedir. High Board of Religious Affairs+1

Dolayısıyla burada “Herkes tek tek cenaze namazı kılmak zorunda” şeklinde bir sonuç çıkmaz. Fakat “Kimse ilgilenmese de olur” anlamı da çıkmaz.

Tam tersine, bir toplumsal sorumluluk söz konusudur.

Farz-ı Ayn ile Farz-ı Kifaye Arasındaki Fark Nedir?

Konuyu anlamanın en kolay yolu bu iki kavramı karşılaştırmaktır.

Beş vakit namaz gibi kişinin doğrudan kendisini ilgilendiren ibadetlerde bireysel sorumluluk ön plandadır. Bir kişinin başka birinin yerine beş vakit namaz kılması, o kişinin kendi namaz sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Bu anlayış farz-ı ayn mantığıyla ilişkilidir.

Farz-ı kifayede ise sorumluluk toplumsaldır. Toplumun ihtiyaç duyduğu görevlerden bazılarını toplum içerisindeki belirli kişilerin üstlenmesi yeterli olabilir.

Bunun günlük hayattaki mantığı aslında oldukça anlaşılırdır. Herkesin aynı anda doktor, mühendis, öğretmen, hukukçu, cenaze hizmetleri görevlisi veya din âlimi olması mümkün değildir. Toplum, farklı alanlarda uzmanlaşmış insanların birlikte hareket etmesiyle ayakta durur.

Burada önemli bir fıkıh ayrıntısı da var: Herhangi bir alanın “toplum açısından gerekli” olması, otomatik olarak o alandaki her mesleğin kesin biçimde farz-ı kifaye olduğu anlamına gelmez. Hangi fiilin hangi hükme sahip olduğu konusunda mezheplerin ve fakihlerin değerlendirmeleri dikkate alınmalıdır.

Bu nedenle “Her meslek farz-ı kifayedir” demek doğru bir genelleme olmaz.

En Bilinen Gerçek Hayat Örneği: Cenaze Namazı

Farz-ı kifayeyi anlamak için en somut örnek cenaze namazıdır.

Diyanet'in açıklamasına göre cenaze namazı farz-ı kifayedir. Kadın veya erkek olması fark etmeksizin bir Müslümanın cenaze namazını kılmasıyla bu farz yerine gelmiş olur. High Board of Religious Affairs

Buradaki sosyal boyut oldukça dikkat çekici.

Bir mahallede bir kişinin vefat ettiğini düşünelim. Cenaze yakınlarının acısı nedeniyle bütün organizasyonu tek başlarına yürütmeleri zor olabilir. Cenazenin yıkanması, kefenlenmesi, namazının kılınması ve defnedilmesi gibi işlemlerde başka insanların devreye girmesi gerekir.

Farz-ı kifaye anlayışı bu noktada yalnızca “dinî bir görev” değil, aynı zamanda dayanışma mekanizması gibi çalışır.

Diyanet'in salgın dönemindeki açıklaması bunun gerçek hayatta nasıl uygulanabileceğini de gösteriyor. 2020 yılında COVID-19 salgını sırasında Din İşleri Yüksek Kurulu, cenaze namazının mümkün olduğunca az sayıda kişiyle, bekletilmeden ve gerekli sağlık tedbirleri alınarak kılınmasını uygun görmüştü. High Board of Religious Affairs

Burada rakamların kendisinden çok önemli olan mantık şu: Farz-ı kifayenin yerine getirilmesi için herkesin aynı anda orada bulunması gerekmiyor. Görevin toplum adına yeterli biçimde yerine getirilmesi esas alınıyor.

Bu, dinî bir hükmün olağanüstü şartlarda toplum sağlığıyla nasıl birlikte değerlendirilebildiğini gösteren gerçek bir örnek.

Farz-ı Kifaye Sadece Cenaze Namazından mı İbarettir?

Hayır.

Cenaze namazı en bilinen örnektir ancak kavram bundan daha geniş bir çerçeveye sahiptir.

İslam düşünce geleneğinde toplumun ihtiyaç duyduğu dinî bilgilerin üretilmesi ve aktarılması da farz-ı kifaye kapsamında değerlendirilmiştir. TDV İslâm Ansiklopedisi'nde fetva konusunda, Kur'an ve Sünnet'in doğru anlaşılmasını sağlayacak, bunlardan hüküm çıkararak Müslümanlara rehberlik edecek âlimlerin yetişmesinin farz-ı kifaye kabul edildiği belirtilmektedir. TDV İslâm Ansiklopedisi

Tefsir ilmi de buna örnek olarak verilebilir. TDV'nin tefsir maddesinde Süyûtî'nin, tefsir ilmini öğrenmenin farz-ı kifaye olduğu konusunda âlimlerin görüş birliğini aktardığı belirtiliyor. TDV İslâm Ansiklopedisi

Buradan çok önemli bir sonuç çıkıyor:

Bir toplumun sağlıklı şekilde varlığını sürdürebilmesi için bilgi üreten ve aktaran insanların bulunması gerekir.

Bu nedenle farz-ı kifayeyi sadece “cenaze namazı hükmü” şeklinde ezberlemek, kavramın arkasındaki düşünceyi kaçırmamıza neden olabilir.

Bilgi ve Uzmanlık Açısından Farz-ı Kifaye

Kavramı sosyoloji ve eğitim açısından düşündüğümüzde daha ilginç bir tablo ortaya çıkıyor.

Bir toplumda herkesin bütün alanlarda uzman olması mümkün değildir. Bir hukuk sisteminin çalışması için hukukçulara, hastaların tedavisi için sağlık çalışanlarına, çocukların eğitim görmesi için öğretmenlere, bilimsel araştırmalar için araştırmacılara ihtiyaç vardır.

İslam hukuk geleneğinde de toplumsal iş bölümünün önemine ilişkin düşünceler bulunmaktadır. TDV'nin “Fetva” maddesinde “bilmiyorsanız bilenlere sorunuz” anlayışının bilgi ve uzmanlığa dayalı iş bölümünün önemine işaret ettiği belirtiliyor. TDV İslâm Ansiklopedisi

Burada modern toplumla oldukça ilginç bir paralellik kurulabilir.

Bugün bir hastanede ameliyat yapan doktorun aynı zamanda binanın elektrik tesisatını döşemesini veya hastanenin hukuk işlerini yürütmesini beklemiyoruz. Çünkü uzmanlaşmanın toplumsal verimlilik açısından gerekli olduğunu biliyoruz.

Farz-ı kifaye düşüncesiyle bunu birebir eşitlemek doğru olmaz; ancak toplumsal ihtiyaçların uzmanlaşmış kişiler tarafından karşılanması açısından ortak bir düşünce zemini görülebilir.

Bu nedenle kavramı yalnızca “dini bilgi” açısından değil, toplum düzeni ve sorumluluk paylaşımı açısından da incelemek bence oldukça öğretici.

Erkekler ve Kadınlar Açısından Farz-ı Kifaye Nasıl Düşünülmeli?

Bu konuda bazen gereksiz biçimde “erkeklerin görevi” ve “kadınların görevi” şeklinde keskin ayrımlar yapıldığını görüyoruz. Oysa farz-ı kifayenin temel mantığı cinsiyet üzerinden değil, toplumun ihtiyacı ve görevin yerine getirilmesi üzerinden anlaşılmalıdır.

Örneğin Diyanet'in cenaze namazıyla ilgili açıklamasında kadın veya erkek ayrımı yapılmaksızın bir Müslümanın bu namazı kılmasıyla farzın yerine geleceği ifade ediliyor. Diyanet'in “Hadislerle İslâm” çalışmasında da kadınların cenaze namazına katılabileceği belirtiliyor. High Board of Religious Affairs+1

Burada kadın ve erkeklerin bakış açılarını klişelere hapsetmeden düşünmek daha sağlıklı.

Bazı insanlar farz-ı kifayeye daha çok pratik sorumluluk paylaşımı açısından bakabilir: “Birileri bu işi yapmalı, görev ortada kalmamalı.” Başka insanlar ise yas, dayanışma, aile desteği ve toplumsal bağlar açısından yaklaşabilir: “İnsanların zor zamanlarında yalnız bırakılmaması gerekir.”
 
Üst